Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ile FMF ve Romatoloji

Güncelleme tarihi: 26 Oca


Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF); yineleyen karın, göğüs veya eklem ağrılarının yanı sıra bunlara eşlik eden ateş nöbetleri ve zamanla amiloidoz gelişimi ile karakterize bir hastalıktır. Hastalık otozomal resesif kalıtımla geçer ve belirli toplumlarda sık görülür. FMF’in nedeni 16. kromozomda yer alan MEFV genindeki mutasyonlardır. Bu mutasyonların çoğu 10. ekzonda bulunmaktadır. Bu ekzondaki M694V mutasyonu, hastalığın ağır fenotipini oluşturan amiloidoz ile doğrudan ilişkilidir. M694V mutasyonu, Türk ve Sefardik Yahudiler arasında en sık olanıdır. 16. kromozomda bulunan MEFV geni pyrin proteinini kodlar. MEFV geni özellikle monosit ve nötrofillerde ifade edilir ve bu nedenle, bu hücre dizilerinin inflamasyonu tetiklemesinde rol oynar. FMF’te görülen MEFV geni mutasyonları sonucu oluşan mutasyonlu pyrin normalden daha yoğun inflamatuar ataklara neden olur. Bu bağlamda; Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığına farkındalık oluşturmak, Türkiyedeki hekimlerin FMF ve romatolojik hastalıklar üzerine bilgisini öğrenmek amacıyla Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Romatolojisi Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ile bir röportaj gerçekleştirdik.

 

Romatoloji sizin için ne ifade ediyor? Bir tıp fakültesi öğrencisine nasıl açıklarsınız?

İnsanoğlunu doğada hareketli olmaya başladığı andan itibaren doğada tutan en önemli sistem hareket sistemidir. Hareket sistemi içerisinde de kemikler, eklemler, kaslar var; bunların hepsi doğa içinde hareketliliği ve sürekliliği sağlıyor. İnsan doğada hayatta kalmak için ne yapıyor; ateşi buluyor, vahşi hayvanlarla savaşıyor, bütün olumsuz koşullara karşı direniyor, kaçıyor ve yaşamda kalıyor. Bunu da ağırlıklı olarak kas-iskelet sistemi sayesinde yapıyor.

Ayrıca, romatoloji bilim dalı yalnızca kas-iskelet sistemini incelemiyor. Buna ek olarak tüm iç organlarda oluşan hastalıkları da inceliyor. Örneğin, beyin hastalıkları da kalpte oluşan tablolar da romatolojinin alanına giriyor; yine akciğerlerde, böbreklerde, midede, karaciğerde, dalakta; yani vücudun bütün organlarında oluşabilecek olan hastalıklar, aynı şekilde romatoloji ilgi alanına girebiliyor. Yani çok geniş bir alanı var. Bir pediatrist ya da bir iç hastalıkları uzmanını düşünün, bu insanların çalışma alanına giren her organı etkileyebilen hastalıklar aslında romatolojinin de ilgi alanına giriyor. Bunların hepsiyle uğraşan bilim dalının adına da romatoloji diyoruz.


 

Peki, siz neden çocuk romatoloji alanını seçtiniz?

Bu uzun bir hikâye. Ben biraz çalışkan bir öğrenciydim, öyle diyeyim. Yaşamım boyunca bilimle uğraşmayı hep çok istedim. Bilimle uğraşmak gerçekten insana çok büyük mutluluk verir ve onu zinde tutar. Bilimde uğraşılacak en önemli dallardan birisi de tıp dalıydı. Neden hekim olduğumu soracaksanız onun öyküsü çok yerde var. Ben 15 yaşında lise ikide öğrenciyken benden üç yaş küçük kardeşimi beyin tümöründen dolayı kaybetmiştik. Ve ondan sonra ben de 1978’de hekim olmaya karar vermiştim. Hekim olduktan sonra da baktım, cerrah olmayacağıma karar verdim. İnsanı en iyi kendisi tanır. Dahili bilimler ile uğraşmanın daha keyifli, daha zevkli olabileceğini düşündüm. Bunu yaparken de Türkiye’de çocuk romatoloji alanı daha yeni gelişiyordu. Hatta ben başladığımda yok gibiydi. Bizim iç hastalıklarından beni romatolojiye hazırlayan ve yetiştiren hocalarım vardır; örneğin Hasan Yazıcı, Huri Özdoğan, Nil Arısoy. Burada sağlıkla ve minnetle isimlerini anmak istiyorum. Ben bugün bir şeyler yapabiliyorsam onlardan öğrendiklerim sayesindedir. Hekimlik ve bilim insanlığı aslında bir usta-çırak işidir. Onlardan öğrendiklerimi yaşama geçirmeye başladım. Bu doğrultuda Cerrahpaşa Pediatri’de ihtisasa başladım ve aynı zamanda çocuk romatolojide de çalışıyordum. Ben ve arkadaşlarım otuz yılı aşkın süredir bu alanda bilgi ve bilimsel veri üretmeye devam ediyoruz. Aslında bu bir bayrak yarışıdır. Bilim ile uğraşınca yalnızca hekimlik yapmıyorsunuz. Üç tane alanınız var. Bunu sizin aracılığınızla genç tıp fakültesindeki arkadaşlarımı da selamlayarak söylemek istiyorum: Birincisi hizmet ediyorsunuz. Bir öğrencim bana Ekşi Sözlük’te şöyle yazmış, “O bir yerde Tanrı’nın eli olarak iyilik dağıtmaya devam ediyordur.” Hakikaten hekim olduğunuzda öylesiniz. Ben bunu hep kullanırım biliyorsunuz; burada da, bu röportajda da dile getirirseniz çok sevinirim. Hekimlik hikmetten gelir. Hekim olan; hikmet sahibi olan, kâmil, bir başka deyişle üstün bilgili ve ali kişidir; yani yüce gönüllü ve bilgili kişidir. Hekim olurken hikmet sahibi olup kâmil ve âli kişiler olduğunuzu unutmayın. Ve bunlarla elinizde, sırtınızda bir heybeniz varmış gibi düşünün; bu heybeyle herkese iyilik ve güzellik dağıtacaksınız. Birincisi budur; yani hastalara iyilik dağıtacaksınız. Yani hekimler olarak iyiliğin yeryüzünde vücut bulmuş hali olacaksınız. Bunu da unutmayın. Bu bir! İkincisi, öğrenci yetiştireceksiniz. Yani en önemli şey öğrenci yetiştirmek. Ben kendimi bu açıdan gerçekten bahtiyar sayıyorum. Beni geçen, benden daha bilgili, benden daha ilgili çocuk romatologları yetiştirdim. Gerçekten ülkemizde benim yetiştirdiğim çok iyi çocuk romatologları var ve bu arkadaşlarım beni aşmış durumdalar. Dünyada bir insanın kendisini en bahtiyar hissettiği an, kendisini geçecek öğrenciler yetiştirdiği andır. Gerçekten benim çok sayıda böyle öğrencim var. Onlardan her yerde gururla söz ediyorum. Bir diğeri de bilimsel veri üretmektir. İnsanlığı aydınlığa götürecek, ileriye taşıyacak, insanlara en önemli verileri verecek olan şey bilimdir ve biz bugün ileriye doğru ilerlediysek, iki yüzyıl önceki insanlıktan çok farklı yerlerdeysek, iki yüzyıl önceki insanlığı çok geride de bıraktıysak bunun nedeni gerçekten üretilen bilim ve bilimsel bilgidir. Hekimliğin bunların üçünü de yapabileceğim bir meslek olduğunu düşündüm. Bunun için de çocuk romatoloji alanında çalışıyorum ve gerçekten çok mutluyum. 35 yıl oldu ben Cerrahpaşa’dan mezun olalı. Yine dünyaya gelsem ve yine sizler gibi ikinci sınıfta olsam yine pediatrist olurum, yine çocuk romatoloğu olurum.



 

Hocam çocuk romatolojisinden bahsettiniz bizlere. Siz de bir romatolog olarak FMF hastalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizi biraz FMF hastalığı açısından bilgilendirir misiniz?

Yaptığımız çalışmaları da kronolojik olarak anlatayım sizlere; neler yaptık yıllar içinde, FMF’i nasıl tanıdık, nasıl yaptık? Ben sizin gibi üçüncü sınıf öğrencisiydim Cerrahpaşa’da. Benim annemler Van kökenlidir. 1915’te Ermeni isyanı sonrası Anadolu içlerine doğru göç etmişler. Teyzemlerle karşılıklı oturuyoruz. Annemin kuzeniydi ama ben kendisine teyze diyordum. Kadıncağız çok iyiyken ateşleniyor, karnı ağrıyor ve ortadan kayboluyordu. Bir iki gün karnım tuttu diyor. Adetle ilişkilidir diyorlar ama hiçbir şekilde bilinmiyor. İnanır mısınız, 80’li yıllarda kitaplarda bile FMF yoktu. Ve bu ülke hekimleri o kadar çok işler yaptılar, iş başardılar ki… Kitaplarda bile periyodik hastalık diye geçiyordu, Ermeni hastalığı deniyordu. O da Ermenilerde çok görülüyor diye ama aslında öyle değil. Türklerin hastalığı, yani Türkiye hastalığı FMF. Sonra ben o zamanlar üçüncü sınıfta zıpçıktı bir öğrenci olarak uğraşırken hocaları FMF olduğuna ikna ettim. O zamanlar, tedavisi daha 10 yıl önce falan Türkiye’de tanımlanmış. Aslında iyi bilinen ve tanımlanmış bir hastalık. Tarihçe olarak bakarsanız Galenos zamanında bile bilinen bir hastalık. Galenos dünyada bilinen ilk hastaneyi kuran, ilk tedaviyi yapan kişi ve bu topraklarda yaşamış biri. Bergama’da yaşamış ve bu topraklar gerçekten hekimlerin yetiştiği en önemli yerler. Burada FMF’ten bahsetmişler ama İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra daha çok söz edilmeye başlanmış. Daha çok sözler edilmiş bu hastalıkla ilgili ve devam edilmiş. Sonra bakılmış ki bu hastalık artıyor ve Türkiye’de de var. İlk yazılar Türkiye’de 1970’li yıllarda çıkmış ama çok fazla değil. Ben çocuk romatoloji ile ilgilenmeye başladığımda amiloidoz denilen bir komplikasyonu vardı ve 1980’li yıllarda ikinci yarısında çok sayıda amiloidozlu çocuk gördüm. O kadar acıdır ki karşınıza aslında bilinen ve önlenebilecek olan, hiçbir sorun yaratmayacak olan ama sorunu olan bir çocuk geliyor. Bembeyaz, şiş, ödemli ve tedavi ile düzeltebileceğiniz bir şey. İlk olarak biz ne yaptık? Baktık ve düzeltilebilir dedik. Aslında FMF bir çocuk hastalığı dedik. FMF çocuklarda bulunan bir hastalık dedik ve bunu her platformda, her yerde dile getirmeye başladık. FMF olduğunu ve Türkiye’de böyle bir hastalığın olduğunu, bu hastalığın adının Ailesel Akdeniz Ateşi olduğunu, çocuklarda da görülebileceğini, çocuklarda da bulguların olduğunu her yerde anlatmaya başladık. Hayatta başarılı olmanın en önemli nedenlerinden birisi meraklı ve ısrarcı olmaktır. Bunu unutmayın. Ben öğüt vermeyi hiç sevmem; örnek olmak hayatta daha önemlidir ama meraklı olmak ve ısrarcı olmak çok önemlidir. 90’lı yıllar bizim bu hastalığı her yerde anlatmamızla geçti. O sırada geni bulunmuştu. Amerikalılar ve İsrailliler bulmuşlar, 1992’de yayımladılar. Kör bir kuyuda neyin yol açtığını... Daha sonra biz de buna katkıda bulunduk. Klinik bulgularını anlattık; vaskülit olabileceğini, amiloidozu niye çok gördüğümüzü, amiloidozu görmemek için neler yapmamız gerektiğini anlattık. Ve Ailesel Akdeniz Ateşi’nde bugüne geldiğimizde yaklaşık bu konuda yapmış olduğumuz, bizim uluslararası indekslerde 100’ün üzerinde çalışmamız var. Peki hastalığın bütün sırlarını çözdük mü, hayır. Her yaptığımız çalışma yeni sorular, yeni bulgular karşımıza çıkardı. Her yaptığımız çalışmada artık hastalığı tedavi etmede, hastalığı tanımada daha mahir olduk. Bunu ne sağladı; ısrarla çalışmamız, ısrarla bu hastalığın bulgularını koymayı çalışmamız sağladı.

Şimdi gelelim hastalığın bulgularına: Hastalık çocukluk çağında başlayan bir hastalık. Tekrarlayan ateş ve karın ağrısıyla karşımıza geliyor. Çocuklar gayet iyiyken birdenbire ortaya çıkan ateşleri veya kıvrandırıcı karın ağrıları oluyor. Bunlar, yaklaşık iki üç gün süren ataklar. Bu ataklara eşlik eden göğüs ağrıları da oluyor. Özellikle akciğerlerde sıvı toplanabiliyor. Yine eklem şişlikleri olabiliyor. Eklem ağrıları oluyor. Eklemlerde kalıcı olmayan, sekel bırakmayan artritler oluyor. Şişiyor, tekrar normale dönüyor. Tabi bunun farklı şekilleri olabileceğini, buna eşlik eden farklı veriler olabileceğini de çeşitli çalışmalarımızla, çeşitli verilerimizle birlikte ortaya koyduk. Bunlar da bize çok sayıda veri sağladı. Ayrıca hastalığa bağlı cilt bulguları var. Bu bulgulara eşlik eden hastalıkla ilgili çok sayıda bilimsel çalışma yaptık. Hala da bilimsel çalışmamız sürüyor. Şunu unutmayın, bilim gizemli bir insan gibidir. İnsanın kendisi de öyledir ya, gizemlidir. Bilimde de siz bir konu üzerine çalıştıkça yeni sorular ortaya çıkartırsınız. Yeni sorular da farklı sorulara yol açar. Bir daha, bir daha ilerlersiniz. Bunları çözmek aslında size çok daha büyük veriler sağlar. Aslında bu bahsettiğim bilimsel yöntemdir.



 


Size gelen, danışan hastaların oransal olarak kaçını FMF hastaları veyahut FMF şüphesi ile gelen hastalar oluşturuyor? Prevelans olarak verebileceğiniz bir veri var mıdır?

FMF düşünen hastalar öncelikle farklı yakınmalar ile başvuruyorlar. Yineleyen ateşle başvurabiliyorlar. Bir çocuk başvurduğunda sorguluyoruz. Tabi ki ülkemizde bunu FMF ile birlikte az önce değinmiş olduğum ateşleri var mı, karın ağrıları var mı, göğüs ağrıları var mı, eklem ağrıları var mı, eklem şişlikleri var mı; bu verileri mutlaka sorguluyoruz. Bunları sorguladıktan sonra eğer var ise buna göre değerlendirme yapıyoruz. Bunlarda yineleyen ateş, bizim günlük pratiğimizde gördüğümüz hastaların %30’unu oluşturuyor. Bu %30’luk dilime baktığımızda da bu hastalıkların bir kısmı enflamatuvar hastalıklar olarak çıkarken, bir kısmı da FMF olarak tanımlanıyor.

FMF tanısını koyarken hastalarla konuşmak, alacağınız anamnez; her şeyden çok önemli. Çünkü hekimlik, iyi ve onurlu hekimlik, en iyi bu topraklarda yapılır. Bu topraklardan yetişen hekimler hastayı en iyi değerlendirmenin -teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin- anamnez ve fizikî muayene olduğunu söylerler. Size önerim: Karşınızdakini dinleyin, anlattıkları sizin için çok önemlidir. Hasta yakınmalarını anlatırken size birçok ipucu verir ve bunlarla birlikte hastalığı ortaya çıkar.


 

Sizce FMF, Türkiye’de sağlık sistemi üzerinde ne kadar yük oluşturuyor? Ayrıca çocuklukta fark edilirse önlenebilir dedik, bu ne şekilde gerçekleşiyor ve hastalığın yükünü nasıl azaltıyoruz?

Bu çok önemli bir nokta. Şimdi FMF %90 oranda kolşisine yanıt verir. Bu hastaların görülme oranı yaklaşık binde bir. Ortam değiştikçe bu sayı daha fazla da olabiliyor. Kolşisin gerçekten çok ucuz bir ilaç ve bu kadar ucuz olmasına rağmen daha etkili olan bir ilaç yok fakat kolşisine dirençli FMF dediğimiz bir klinik tablo da var. Kolşisine dirençli FMF dediğimiz klinik tabloda özellikle çocuklarda çok belirgin olan bir hastalık hali görüyoruz. Dirençli FMF’te kullandığımız anti-interleukin-1 ajanlar var. Bunlar oldukça pahalı ve sağlık sistemine ek yük getiren ilaçlar olarak karşımıza geliyor. Bu açılardan da mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor.


 

Sizce FMF, Türkiye’de sağlık sistemi üzerinde ne kadar yük oluşturuyor? Ayrıca çocuklukta fark edilirse önlenebilir dedik, bu ne şekilde gerçekleşiyor ve hastalığın yükünü nasıl azaltıyoruz?

Bu çok önemli bir nokta. Şimdi FMF %90 oranda kolşisine yanıt verir. Bu hastaların görülme oranı yaklaşık binde bir. Ortam değiştikçe bu sayı daha fazla da olabiliyor. Kolşisin gerçekten çok ucuz bir ilaç ve bu kadar ucuz olmasına rağmen daha etkili olan bir ilaç yok fakat kolşisine dirençli FMF dediğimiz bir klinik tablo da var. Kolşisine dirençli FMF dediğimiz klinik tabloda özellikle çocuklarda çok belirgin olan bir hastalık hali görüyoruz. Dirençli FMF’te kullandığımız anti-interleukin-1 ajanlar var. Bunlar oldukça pahalı ve sağlık sistemine ek yük getiren ilaçlar olarak karşımıza geliyor. Bu açılardan da mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor.



 

M: O halde, hastalara yapılan bu genetik test aslında negatif çıkıyor. Öyle mi?

Evet, doğru. Bu durum, bizim popülasyonumuzda da %10’luk kısım için geçerli. Bu konuda dünyadaki en geniş çocuk serisini biz yayınlamıştık. Hastalarımızın da %10’unda hiçbir mutasyon yok ama kolşisin yanıtı var. Ve bunlara ek olarak bu hastalarda bahsettiğimiz tüm bu klinik bulgular da var.


 

M: Şu ana kadar tanıda özellikle belirlediğiniz belirtilerden, hastalığın semptomlarından bahsettik. Bu tanıyı koyma ya da tedaviyi gerçekleştirme sürecinde karşılaştığınız sorunlar oluyor mu? Az önce bahsettiğiniz gibi, hastaya özel durumlar ile de karşılaşılabiliyor, buradaki sorunlarınız neler? Ayrıca FMF’te gördüğünüz komplikasyonları da sormak isterim.

Tanıda en önemli sorun aileleri ikna etmek. Ailelerle süreğen ilaç kullanmak zor bir iş. Aileleri mutlaka ikna etmeniz lazım. Aileyi, çocuğun FMF olduğuna; bu çocuğun yemek yer gibi, su içer gibi düzenli ilaç kullanması için ikna etmeniz lazım. O zaman iş kolay, herhangi bir problem oluşmuyor. İkna etmemiz fazlasıyla önemli. İkna edip tedaviye devam ettiğimizde herhangi bir sorun oluşmuyor ama ilaç düzensiz kullanılabiliyor. Çocukların ilacı kullanmak istemediği, ailelerin unuttuğu durumlarla da karşılaşabiliyoruz. O zaman ataklar, komplikasyonlar, ciddi problemler gelişebiliyor.

Bir diğer önemli nokta ise ilacı düzenli kullanmadığınızda komplikasyonlar oluşması. Amiloidoz, bu hastalığın en ölümcül komplikasyonudur. Hastalar şişerek gelirler ve bunun geriye dönüşü yoktur. Bu komplikasyona düzenli kolşisin kullanımında hiç karşılaşılmaz ve bu noktada, bu hastalara düzenli olarak kolşisin vermek her şeyden daha etkili sonuçlar getirir bize. Aksi takdirde, yabancı bir madde çöker; böbrek, bağırsaklar, kalp bütün fonksiyonlarını yitirir ve hastaları kaybederiz.

FMF hastalığına bağlı komplikasyonlar 1970’lerde bu ülkede %65 oranlarında, 1995’te yaptığımız çalışma sonucunda %12 olarak görülürken bugün artık sıfıra yaklaşmış şekildedir. Bu, ülke hekimlerinin,hastalığın tanınmasının ve düzenli kolşisin kullanımının başarısıdır. Buna ek olarak, hastalığın başka komplikasyonları da var. Dediğim gibi, kolşisin direnci önemli bir bulgu ve bunu çözmek zorundayız.

Ayrıca, FMF birçok farklı hastalıkla birlikte seyredebilir. Birçok hastalık FMF’e yatkınlığı artırır. Yani FMF olan çocuklarda daha belirgin iltihaplı hastalıklar oluşabilir. Örneğin bu çocuklarda; Multipl Skleroz, sedef, bel romatizması ile daha çok karşılaşılabilir. FMF birçok iltihaplı hastalığa da yatkınlık yaratır. O yüzden de FMF’li hastalarda ortaya çıkabilecek diğer hastalıklar açısından da uyanık olmak zorundayız sevgili arkadaşlarım.


 

Romatoloji alanını seçecek olan tıp öğrencilerine önerileriniz ve tıp öğrencilerinin romatoloji alanında ilgilerini çekeceğini düşünerek bahsedebileceğiniz önemli noktalar nelerdir?

Gururla söyleyeyim: Bir kere, bir hekimin romatolojiyi seçebilmesi için öncelikle iç hastalıkları ya da çocuk hekimi olması gerekiyor. Çocuk hekimi olup çocuk romatoloğu olmak isterlerse biz yıllardır Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde çocuk romatolojiye yan dal uzmanlık sınavı birincilerini alıyoruz. Son üç sınavda hep birinci olanlar bizimle çalıştı. Bir kere çok ciddi bilimsel araştırma yapma olanakları var. Yurt dışı olanakları çok fazla. Biz bütün birimlerle ortak çalışıyoruz. Gerçekten çok mutlu olacaklarına inansınlar. Bir kere romatolojide çok sayıda hastalığı tedavi etme şansınız var. Birçok hastalığı tedavi edebiliyoruz. Tedavi olduğunu da görebiliyoruz. Bulmaca çözmek gibidir romatoloji. Farklı farklı bulgularla gelen hastaların tedavilerini farklı şekilde düzenleriz. İnsanı çok mutlu eden bir daldır romatoloji. Ama en önemlisi tıbbın hangi dalında olursanız olun, işinizi iyi yaptığınız müddetçe çok mutlu olursunuz. Sadece romatoloji için değil, hangi dalı seçerseniz seçin sizi çok mutlu edecektir.


 

Avrupa’da yaşayan hastalarla ve ilgili bir dernek ile görüştüğümüzde, FMF tanısı konulurken çok büyük problemler yaşandığından bahsettiler. Bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir?

FMF, aslında Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun hastalığıdır. Doğu Akdeniz’de yaşayan halklarda, Türklerde, Ermenilerde, Araplarda ve Yahudilerde görülen bir hastalıktır. Onun dışında göçlerle her yerde oluşmuş bir hastalıktır. Mesela Yahudiler üzerinden örnek verecek olursak hastalığın Avrupa’da yaşayan Yahudilerde değil, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Yahudilerinde görüldüğünü söyleyebiliriz.

Ondan ötürü, Avrupa’da bu hastalık yoktur ve orada çok farklı tanılar alabilirler. Bunlar doğal şeyler. Bizde de belli yörelerde görülen hastalıklar nadirdir. Avrupa’da nadir olsa bile FMF Türkiye’de nadir hastalık değil, çok sık görülen bir hastalıktır. Türkiye’nin coğrafi olarak kaderidir. Şöyle bir çalışma göstereceğim size; FMF, Trakya’da, Edirne’nin Havza ilçesinde 80.000’de 1 görülür fakat Tokat’a gittiğinizde bu oran 800’de 1’e yükselir. Aradaki oranları düşünebiliyor musunuz? Yani Anadolu’da çok sık görülen bir hastalık. O yüzden Avrupa’da çok nadir olduğu için FMF bulgularıyla hasta gelince kimsenin aklına doğal olarak FMF gelmez.


 

Avrupa’da yaşayan hastalarla ve ilgili bir dernek ile görüştüğümüzde, FMF tanısı konulurken çok büyük problemler yaşandığından bahsettiler. Bu konuda sizin görüşleriniz nelerdir?

FMF, aslında Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun hastalığıdır. Doğu Akdeniz’de yaşayan halklarda, Türklerde, Ermenilerde, Araplarda ve Yahudilerde görülen bir hastalıktır. Onun dışında göçlerle her yerde oluşmuş bir hastalıktır. Mesela Yahudiler üzerinden örnek verecek olursak hastalığın Avrupa’da yaşayan Yahudilerde değil, Kuzey Afrika ve Ortadoğu Yahudilerinde görüldüğünü söyleyebiliriz.

Ondan ötürü, Avrupa’da bu hastalık yoktur ve orada çok farklı tanılar alabilirler. Bunlar doğal şeyler. Bizde de belli yörelerde görülen hastalıklar nadirdir. Avrupa’da nadir olsa bile FMF Türkiye’de nadir hastalık değil, çok sık görülen bir hastalıktır. Türkiye’nin coğrafi olarak kaderidir. Şöyle bir çalışma göstereceğim size; FMF, Trakya’da, Edirne’nin Havza ilçesinde 80.000’de 1 görülür fakat Tokat’a gittiğinizde bu oran 800’de 1’e yükselir. Aradaki oranları düşünebiliyor musunuz? Yani Anadolu’da çok sık görülen bir hastalık. O yüzden Avrupa’da çok nadir olduğu için FMF bulgularıyla hasta gelince kimsenin aklına doğal olarak FMF gelmez.


 

Yazarlar:

Beril Ay

Efe Sarı

Seray Başak Bozkurt

Yaren Nur Demir


Editörler:

Yağmur Bezgincan

Betül Piyade

Ege Altay

 

88 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör